11.9 C
İstanbul
Cuma, Nisan 17, 2026

HAKLININ TARAFINDA

Türkiye’nin Sesi Partisi lideri Ayhan Bilgen: Partimizi mevcut siyaset anlayışından rahatsız olan, yeni bir bakış açısının egemen olmasını savunan çevrelere tercüman olmak üzere kurduk

Türkiye'nin Sesi Partisi Genel Başkanı Ayhan Bilgen, SonSöz Medya'nın sorularını yanıtladı. Bilgen, partisinin misyonundan HDP'ye açılan kapatma davasına, muhalefetin cumhurbaşkanı adaylığı sürecinden partisinin ittifaklara yaklaşımına kadar birçok soruya yanıt verdi

SonSöz Medya’ya konuşan Türkiye’nin Sesi Partisi lideri Ayhan Bilgen, “Dışlamayı, ayrımcılığı, toplumsal çatışmayı körükleyecek siyaset alışkanlığından hepimizin bir an önce vazgeçmesi gerekiyor. Kimlikleri yarıştırmak, kimlikleri birbirleriyle kapıştırarak, çatıştırarak Türkiye siyasetinin daha acil öncelikli gündemlerini ötelemeye hiçbirimizin hakkı yok” dedi.

Parti kapatmaya karşı olduklarının altını çizen Bilgen, “Herkesin düşüncesini şiddete başvurmaksızın, şiddetle doğrudan bir ilişki içinde olmaksızın ifade edebilmesini önemsiyoruz” ifadelerini kullandı.

Bilgen, Kılıçdaroğlu’nun adaylığı tartışmaları üzerinden CHP liderinin ‘helalleşme’ hamlesini de “Türkiye siyasetinde yeni bir bakış açısını önce kendi partisinde egemen kılmaya çalışmasını, bir genişleme stratejisi yürütmesini, Türkiye’deki eski ezber ve önyargıları aşmaya dair çabalarını değerli görüyoruz. Ama bunların tutarlılık içermesi, güçlenmesi ve öncelikle kendi partisi tarafından içselleştirilmesi gerekiyor” sözleriyle değerlendirdi.

Türkiye’nin Sesi Partisi Genel Başkanı Ayhan Bilgen’in sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle:

Türkiye’de yeni bir bakış açısının egemen olmasını savunan çevrelere tercüman olmak üzere kurulduk

Ses Partisi’ni Türkiye siyasetinde nereye konumlandırmak istiyorsunuz?

Ses Partisi, Türkiye siyasetinde köklü değişimi savunan bir partidir. Siyaset yapma biçimimiz, siyaset dilimiz, siyasal anlayışlarımız değişmedikçe siyasetin ülkeyi değiştirmesi, dönüştürmesi mümkün değildir. Değişime önce particilik anlayışından başlamamız gerekiyor. Toplumun siyasetçiye dair güvensizliği, inançsızlığı, umutsuzluğu Türkiye demokrasisinin önündeki en büyük engeldir. Dolayısıyla biz Ses Partisi’ni Türkiye’de mevcut siyaset anlayışından rahatsız olan kararsız seçmen başta olmak üzere Türkiye’de yeni bir sözün, yeni bir bakış açısının egemen olmasını savunan çevrelere tercüman olmak üzere kurduk.

Birçok partinin birkaç yılda yaptığı çalışmayı biz 6 ay içinde tamamlamayı hedefliyoruz

Ses Partisi olarak henüz seçime girme yeterliliği elde edemediniz. Ve kongre süreci tamamlandıktan sonra 6 ay geçmesi gerekiyor. Bu da sizin için oldukça sıkışık bir takvim anlamına geliyor. Bir yandan kongre süreci diğer yandan yaklaşmakta olan seçim süreci. Bu takvim sizi biraz zorlayacak mı?

Ses Partisi, henüz kuruluşunun üzerinden 6 ay geçmiş son derece yeni bir çalışmadır ama biz seçimlere yetişmek üzere planlarımızı yapıyoruz. Şu ana kadar il örgütlenme barajını hemen hemen tamamlamış bulunuyoruz. İlçelerle ilgili eksiklerimizi de tamamlayarak ekim ayının ikinci haftasında seçime girme hakkını elde edeceğimizi düşünüyoruz. Siyasi partiler elbette seçim süreçlerinde toplumun önünde sınava girerler. Biz de bunu önemsiyoruz. Türkiye siyasetinde bir tıkanma olduğunu, yeni bir anlayışın beklentisi içerisinde toplumun olduğunu düşünüyoruz. Dolayısıyla bugüne kadar yürüttüğümüz çalışma daha çok seçime girmeye yetiştirmeye dönüktür. Birçok partinin birkaç yılda yaptığı çalışmayı biz 6 ay içinde tamamlamayı hedefliyoruz.

Türkiye’de hiçbir seçmen kitlesinin bir partinin ipoteğinde olduğunu düşünmüyoruz; seçmenler partilerin tapulu arazisiymiş gibi bir yaklaşımı doğru bulmuyoruz

Bildiğiniz gibi HDP bir kapatma davasıyla yüz yüze. Siyasi hedefleriniz arasında buradan doğan boşluğu doldurmak ya da olası bir kapatma kararından sonra ‘adres’ arayan seçmene alternatif oluşturmak öncelikleriniz içinde mi?

Biz herhangi bir partiye karşı ya da alternatif olarak yola çıkmadık. Türkiye siyasetindeki kutuplaşmayı tehlikeli görüyoruz. Bu kutuplaşmanın seçmen iradesi üzerinde bir baskıya dönüştüğünü düşünüyoruz. Bu kilitlenmeyi aşabilecek yeni bir bakış açısının siyasette egemen olması gerektiği düşüncesindeyiz. Türkiye siyasetindeki partilerin büyük kısmı geçmişi tekrar ediyorlar, eskiye takılıp kalmış durumdalar. Yeni bir bakış açısının özellikle gençler tarafından çok net bir şekilde istendiği herkes tarafından hissedilebiliyor ama siyasetçiler eski ezberlerini, eski alışkanlıklarını değiştiremiyorlar. Bununla yüzleşemiyorlar. Dolayısıyla bizim özel olarak bir partiye karşıtlığımız yok. Parti kapatılmasını doğru bulmuyoruz. Herkesin düşüncesini şiddete başvurmaksızın, şiddetle doğrudan bir ilişki içinde olmaksızın ifade edebilmesini önemsiyoruz. Türkiye seçmeninin tümüne hitap ediyoruz ve Türkiye’de hiçbir seçmen kitlesinin de bir partinin tekelinde, ipoteğinde olduğunu düşünmüyoruz. Özgür yurttaşlar, özgür toplum esasıyla siyaset yapıyoruz. Dolayısıyla seçmenler sanki tapulu arazisiymiş gibi bir yaklaşımı doğru bulmuyoruz. Herkese partimiz açıktır. Kimseye karşı özel bir ön yargımız da yok. Kimsenin devamı da değiliz. Hiç kimseye karşı da kurulmadık.

Hangi partinin kazandığı, hangi liderin bu yarıştan başarılı çıktığından daha önemlisi toplumsal birlikte yaşama iradesinin zedelenmemesidir

Altılı Masa siyaset gündeminin tepesinde. Sizce oradan çıkacak ittifaklar ya da alternatif formüller Türkiye’nin önünü açar mı?

Biz siyasi partilerin bir araya gelmesini, toplumun önüne birlikte hareket ederek çıkmasını önemli görüyoruz. Dolayısıyla bütün ittifaklara saygı duyuyoruz. Bir araya gelişleri değerli görüyoruz ama yani bir başka ittifakla ilgili yorum yapmayı, değerlendirme yapmayı doğrusu çok şık bulmuyoruz siyaset etik açısından. Cumhurbaşkanlığında mı ortaklaşırlar, milletvekili konusunda mı tek listemi yaparlar. Yoksa seçimin ikinci tura kalması yönünde mi bir strateji geliştirirler bunu bilemem ama Türkiye siyasetini kutuplaştırmamanın Türkiye demokrasisi için değerli olduğunu düşünürüz. Bunu hem Cumhur İttifakı için hem Millet İttifakı için böyle net biçimde ifade ediyoruz. Eğer Türkiye seçmeni, kutuplaşmanın derinleştiği, gerilimin arttığı bir atmosferde seçime girerse bir arada yaşama iradesine zarar veririz. Hangi partinin kazandığı, hangi liderin bu yarıştan başarılı çıktığından daha önemlisi toplumsal birlikte yaşama iradesinin zedelenmemesidir. Bunun güçlenerek bir hizmet yarışı olarak seçim sürecinin gerçekleşmesidir bu konuda herkesin sorumlu davranması gerektiği kanaatindeyiz. Altı partinin bir araya geldiği zemin bir seçim ittifakı mıdır, yoksa parlamenter sisteme geçiş sürecinde bir uzlaşma mıdır? Bunu da önümüzdeki günlerde göreceğiz.

Kılıçdaroğlu’nun çabası değerlidir; ama bunların tutarlılık içermesi ve öncelikle kendi partisi tarafından içselleştirilmesi gerekiyor

Kılıçdaroğlu yaptığı çıkışlarla adaylık noktasında bir irade ortaya koyuyor. En azından kamuoyunun yaptığı okuma bu yönde. Siz Kılıçdaroğlu’nun adaylığına nasıl bakıyorsunuz?

Kılıçdaroğlu’nun Türkiye siyasetinde yeni bir bakış açısını önce kendi partisinde egemen kılmaya çalışmasını, bir genişleme stratejisi yürütmesini, Türkiye’deki eski ezber ve önyargıları aşmaya dair çabalarını değerli görüyoruz. Ama bunların tutarlılık içermesi, güçlenmesi ve öncelikle kendi partisi tarafından içselleştirilmesi gerekiyor. Aksi takdirde bunlar sadece seçime dönük taktiksel hamleler gibi okunacaktır ki ben böyle okumamak gerektiğini düşünüyorum. Türkiye’nin ihtiyacı esastan bir değişimdir. Hepimizin bu dönüşüme değişme ihtiyacı var. Hiçbir parti dogmatik hareket etmeyip, öğrenmeye açık, değişmeye açık bir siyaset tarzını yani geriye itmemelidir bundan uzak durmamalıdır diye düşünüyoruz.

Şu an için bir ittifak arayışımız yok. Türkiye’nin önünü açacak her seçeneği değerlendiririz

Ses Partisi olarak bir ittifak arayışınız var mı? Bugüne kadar masaya oturduğunuz bir parti oldu mu?

Bizim seçimlere dönük bir ittifak arayışımız yok. Bugün itibariyle Türkiye’de ihtiyaç olan siyaset anlayışının topluma yayılmasını, toplumda bu konuda hassasiyeti duyarlı olan çevrelerin buluşmasını, bir araya gelmesini çok daha önemli, çok daha hayati görüyoruz. Elbette ittifaklara baştan karşı değiliz. İttifakların herhangi birisine dönük özel bir önyargımız yok. Seçimlerde ittifaklar sadece seçim dönemleri için düşünülmelidir. yoksa siyasi partilerin ayrı durmasının gereği yok. Eğer partiler her konuda mutlaka uzlaşıyorsa birleşmeli zaten. Ama seçim ittifakıyla siyasete farklı, özgün duruşunuzu topluma anlatmayı birbirine karıştırmadan yürütmek gerekir. Dolayısıyla bizim şu an itibariyle bir ittifak arayışımız yok ama seçim atmosferine girildiğinde de önümüze gelecek seçenekleri değerlendireceğiz. İlkesel bakıyoruz bu konuya. Türkiye önünü açacak, Türkiye’de barışı demokratikleşmeyi, güçlendirecek, ekmeği büyütecek, özgürlükleri yaygınlaştıracak her seçeneği değerlendiririz.

HDP’den görüştüğünüz isimler oldu mu?

Partimizi kurduktan sonra bizim HDP temsilcileriyle hiçbir görüşmemiz olmamıştır. Kurmadan önce tabii ki kimi değerlendirmeler, görüşmeler yaptık. Partimizi kurduktan sonra artık bizim gündemimiz bir partiye odaklı olamaz. Sonuçta gerçekten yeni bir siyasete ihtiyaç olduğu konusunda net ve samimi isek kendi yol haritamıza bakmamız gerekiyor. Kendi çalışmamızı organize etmemiz gerekiyor. Şu anda gündemimizde bizim böyle bir şey yok. Partiyi kurduktan sonra hiçbir görüşme yapmadık.

Kimlikleri birbirleriyle kapıştırarak öncelikli gündemleri ötelemeye hiçbirimizin hakkı yok

İktidarın bundan 10 yıl öncesine kadar; neredeyse ‘Türk’ kelimesine karşı alerjik bir tavrı vardı. Geziyle başlayan süreç ve 15 Temmuz sonrası Doğu illeri başta dağa taşa “Ne mutlu Türk’üm diyene” yazan, hatta dini retorikleri milliyetçi reflekslerin arkasına konumlayan bir anlayışa evrildi. Bunun yansımalarını bürokraside, yargıda, emniyette de gözlemlemeye başladık. Siz bu dönüşümü nasıl değerlendirirsiniz?

Türkiye siyasetinde kimlik kavgasına kimlikler üzerinden çatışmayı artık terk etmemiz lazım. Hepimizin ortak paydası, ortak değerleri, evrensel ve insani kazanımlarını siyasette parti kavgalarının malzemesi yapmamalıyız. Dolayısıyla ne inanç üzerinden ne de etnik köken üzerinden polemik yaparak Türkiye toplumuna bir şey kazandırılabileceğini düşünmüyoruz. Siyasette bu kolaycılığa kaçmaktır ama tehlikelidir. Dışlamayı, ayrımcılığı, toplumsal çatışmayı körükleyecek siyaset alışkanlığından hepimizin bir an önce vazgeçmesi gerekiyor. Kimlikleri yarıştırmak, kimlikleri birbirleriyle kapıştırarak, çatıştırarak Türkiye siyasetinin daha acil öncelikli gündemlerini ötelemeye hiçbirimizin hakkı yok. Topluma karşı siyasetçiler bir sorumluluk taşıyorlar. Onun can yakıcı sorunlarını çözmeyi nasıl toplum kendi öncelikli gündemi görüyorsa siyasetçiler de toplumun gündemine göre siyaset yapmalı, kendi özel gündemlerini dayatarak siyaset yapmamalı.

Türkiye muhalefeti neden toplumda bir heyecan, bir kararlılık, bir umut oluşturamıyor sorusunu çok samimi biçimde kendisine sormalı ve bunun cevabıyla yüzleşmelidir

Bu biraz yorum içeren bir soru olacak ama… Ekonomi kötünün ötesinde felaket olarak nitelendirilebilecek bir noktada. Özgürlükler konusunda ciddi endişeler var. Yargı siyasallaşmış, yolsuzluklar neredeyse kanıtlanmış, devlet kadroları nepotizmin esaretinde, medya teslim alınmış vaziyette. Fakat buna karşın AK Parti tüm anketlerde az veya çok farkla hala birinci parti. Erdoğan olası rakiplerine karşı bir adım önde. Bu tablonun hem sosyolojik hem de siyasi olarak bir izahı lazım. Siz bu izahı nasıl yapıyorsunuz?

20 yıllık iktidarına rağmen eğer hala birinci parti ise iktidardaki parti ve onun lideri hala anketlerde birinci sırada çıkıyorsa bu Türkiye siyasetinde bir muhalefet sorunu olduğunu gösterir. Siyaset topluma güven vermek umut vermek sanatıdır, becerisidir. Sadece tarafların birbirini eleştirmesi ya da karalamasıyla bir dönüşüm, bir değişim gerçekleşmez. Dolayısıyla da burada bir öz eleştiri yapmak gayet tabii iktidar için de önemlidir ama muhalefet için de bir ihtiyaçtır. Türkiye muhalefeti neden toplumda bir heyecan, bir kararlılık, bir umut oluşturamıyor sorusunu çok samimi biçimde kendisine sormalı ve bunun cevabıyla yüzleşmelidir. Yoksa bunu yapmadığımız müddetçe, yani iktidarın sadece yanlışları, eksikleri üzerinden bir alternatifin gelişeceğini sanmak yanılgıdır. Toplum daha güçlü, daha etkili, daha yararlı bir seçenek görmedikçe mevcudu koruma, mevcudu kaybetmeme refleksine girer. Bu anlamda iktidarın yıpranması tek başına muhalefetin önünün açılacağı anlamına gelmez. Ancak muhalefet iktidardan daha özgürlükçü, daha demokratik, daha ekonomide başarı öyküsü ortaya çıkarabilecek bir seçenek ortaya koyarsa, ancak bu dönüşümü, demokratik değişimi hazırlar. Aksi takdirde Türkiye statükocu bir yaklaşım içerisinde hareket etmeye mahkum olur. Bu anlamda muhalefet daha yapıcı bir dil kurarak, iktidar partisinin seçmen kitlesinin korku ve kaygılarını da giderecek bir siyaseti geliştirmelidir

Diğer Haberler

CEVAP VER

Yorum Yazabilirsiniz.
İsmini yazın

Sosyal Medya

0BeğenenlerBeğen
894TakipçiTakip
0AboneAbone
- Reklam -spot_img

Son Haberler