Gündeme ilişkin değerlendirmeler yapmak için kameralar karşısına geçen Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun gündeminde gündemden düşmeyen market tartışmalarıyla dış politika vardı.
6 yaşındaki çocuğa istismar: En ince detayına kadar araştırılmalı
Davutoğlu’nun konuşmalarından öne çıkanlar şöyle:
Hepimizin ideallerimiz ve değerlerimiz için başkaldırdığımız ve bir gün Allah bir güç nasip ederse gerçek adaleti herkese göstereceğimize inandığımız 28 Şubat döneminden bugüne kaç arpa boyu yol almışız. Önce Allah’ın ilahi merhametine en çok mazhar olan masum çocuklarımızdan başlayalım. Bir kız çocuğunun 6 yaşında evlendirilip cinsel tacize uğraması ile ilgili iddialara karşı duyarsız kalınabilir mi? 28 Şubat’taki Fadime Şahin rezaletinden buralara mı gelinecekti? “Bu dini camiayı itibarsızlaştırmaya yönelik bir komplo” diye yükselen sesleri duyar gibiyim. Hadi öyle olduğunu varsaysak dahi, hep beraber gür bir sesle “bu konu kime uzanırsa uzansın araştırılmalı, sorumlular cezalandırılmalı ve üzerimizdeki kara leke kalkmalıdır” diye haykırmak gerekmez mi? İşte tekrar çağrıda bulunuyorum: Bu konu en ince detayına kadar şeffaf bir şekilde aydınlatılmalı ve vicdanlarımızı esir alan duyarsızlığa son verilmelidir.
Serhat Albayrak’a ne zaman dur denecek?
Her gün vatan, millet, manevi değerler ve milli beka edebiyatı yapan iktidarın kontrolündeki televizyon kanallarındaki aile değerlerimizi yok eden gündüz kuşağı yayınlarına niye sesiniz çıkmaz? İktidarlarını korumak için aile değerlerimizi istismar eden ama kendi kanallarında her türlü değeri ayaklar altına alanlara ne zaman dur denecek? TCMB’nin 128 milyar dolarını buharlaştırdıktan sonra kaçıp giden damat bakanının kardeşinin kontrolündeki bir TV kanalının aile değerlerimizi yerle bir eden yayınlarına niye “yeter artık” diye haykırılmaz.
İktidarın hiçbir ahlaki değeri kalmadı
Bir bakanlar geçidi yapalım zihnimizde!
Her gün manevi kavramları tüketen bu iktidar döneminde bir bakan eşiyle birlikte şirket kurup kendi bakanlığına dezenfektan sattı; Erdoğan tarafından teşekkür ederek uğurlandı.
Toplumsal suçları önlemekle sorumlu İçişleri Bakanı organize suç örgütü tarafından 10bin dolar maaş verildiği söylenen milletvekilini bildiğini söyledi ama hiç kimse ona “ver şu milletin vekillik emanetini kirleten ahlaksızın ismini” diyemedi, diyemiyor!
Bir başka bakan uhdesinde bulundurduğu yetkileri kendi şirketine arsa tahsisleri için kullanıp kıyıları talan ediyor, kimse “buralar senin babandan miras mı kaldı?” diye hesap soramıyor. Bir başka bakan sağlık turizminden gelecek rantı kendi hastanelerine sevk edebilmek için alın teri ile çalışan doktorların muayenehanelerini kapatacak yönetmelik çıkartıyor, kimse “milletin sağlığı senin tekeline mi verilecek, senin rant hırsına mı terk edilecek” diye ses veremiyor.
Son günlerde de bir bakanın Çevre ve Şehircilik Bakan yardımcısı olan kuzeni kendi kardeşine 180 bin metrekare hazine arazisini göstermelik bir ihale ile verdi ama kimse “kimden güç alarak bu açık görev istismarını yapıyorsun, gizli ortakların kim?” diyemedi, diyemiyor. Aksine ilgili bakan dikkatleri dağıtmak ve Erdoğan’dan aferin alabilmek için sağa sola saldırıyor. Şimdi artık hiçbir ahlaki sınırı ve değeri kalmamış iktidar sahiplerine değil, onları hala desteklemeye devam edenlere bir kez daha sesleniyorum.
Bu çıkar düzeninin 28 Şubat hortumcularından ne farkı var?
Bu çıkar düzeninin 28 Şubat hortumcularından ne farkı var? Evet, bir farkı var aslında: O zaman o çıkar düzenini yıkacağını söyleyen samimi kitleler vardı. O dönemin ideoloğu Perinçek’i, başbakan yardımcısı Bahçeli’yi yanına alan Erdoğan etrafındaki çıkar odakları ile birlikte bu kitlelerin samimi duygularını iğdiş etti. Gençliğimizde hepimizin şiar edindiği “isyan ahlakı”nı yok etti. 28 Şubat’ın yapamadığını yaptı ve şahsiyet, ilke ve duruş sahibi bir camianın hayat damarlarını kesti. “Ne olursan ol gel” diyen Hz. Mevlana’nın huzurunda kuran okudu ama insanları kutuplaştırarak birbirine düşman eylemeye devam etti. “Hz. Ömer’in adaleti” dedi ama beytülmalin hesabını soranları tasfiye etmekten, ölmeden dip kuyulara atmaktan çekinmedi. Ashabı ile istişare ederek kanaatini değiştiren Hz. Peygamberin yolunu terk ederek körü körüne itaati iman ölçüsü haline getirdi.
Erdoğan’ın kendini, yakınlarını ve iktidarını koruyabilmek için feda etmeyeceği hiçbir kişi, kurum ve değer kalmamıştır
28 Şubat döneminde en az üç nesil devlet imkanları kullanmadan büyümüş bazı şirketler bu camianın sivil faaliyetlerine destek verdikleri için “yeşil sermaye” olarak adlandırılıp o günkü dikta tarafından kara listeye alındığında hep beraber feryat etmiş, karşı çıkmıştık. Bugün iktidarın yolsuzluk çarkları ile semirmiş, milletin değerlerinden kopuk hatta millete küfreden ayrıcalıklı bir zümre saltanat sürerken hayat pahalılığından sorumlu tutulan bazı şirketler açıkça hedef gösteriliyor ve taşlanıyor. 28 Şubat döneminde bu şirketlere sadece alışveriş ambargosu uygulanıyordu, bugün bu şirketler iktidarın küçük ortağı Bahçeli tarafından açıkça tehdit ediliyor, kapatılmaları isteniyor ve camlarına “Devlet baba” ifadeleri yazan sokak çeteleri tarafından vandallıkla tahrip ediliyor.
Ve bütün bu tablo karşısında Sayın Erdoğan susuyor, susuyor, susuyor. Sayın Erdoğan’ı bir gün “alnı secde görenlerin yönetiminde adil bir ülke kurulması” amacıyla destekleyen bu yakın dostlarına görülen reva ibretliktir. Her kesim tarafından en kaliteli üniversitelerinden biri olarak görülen bir üniversite kapatıldığında bunu kişisel bir çekişme olarak gören ve Erdoğan’a yakınlıkları dolayısıyla kendilerini emniyette görerek kenara çekilen camianın STKları, şirketleri ve kanaat önderleri kafalarını kumdan çıkarmak zorundalar. Sayın Erdoğan’ın kendini, yakınlarını ve iktidarını koruyabilmek için feda etmeyeceği hiçbir kişi, kurum ve değer kalmamıştır.
Market tartışmaları: Şimdi seni kim denetlesin?
Ülkeyi aldığın yanlış kararlarla ekonomik enkazın eşiğine getirmişsin. Dün soğancı, patatesçi, depocuyu, bugün marketçiyi günah keçisi ilan ediyorsun. O da yetmiyor, FETÖ aparatı olmakla, fiyatları fahiş şekilde belirleyerek hükümet devirmeye çalışmakla suçluyorsun! Yahu Nazi Almanyasında mıyız? Bu itham ve hedef göstermeler hem hukuken hem ahlaken suç değil mi? Ya bu sözlere inanan birileri çıkıp bu marketleri, sorumlularını, çalışanlarını hedef belirlese ne olacak! Allah’tan halkımız bunlar kadar çılgın değil! İktidarı kaybetme korkusu tam bir akıl tutulmasına itti bunları. Yeri gelince “Herkes ses vermeli” demeyi biliyoruz. İyi ya işte bir Marketin CEO’su bu çılgınlığa ve ahlaksızlığa dayanamadı ve ses verdi. Üstelik bu işin matematiğini de öğretmeye çalıştı iki elin parmaklarını saymayı bilenlere. Tarladan domatesi bedavaya alsam rafa gelene kadar 7,5 TL oluyor dedi. Haksız mıydı? Sen Enflasyonu % 85 ilan ederken, harç, vergi ve cezaları % 122.9 artırmayı biliyorsun, Şimdi seni kim denetlesin? 8 liralık mazotu 28 liralara çıkarırken bunun fiyatlara olan etkisi hesaplanmayacak mı? Yemi, ilacı, gübresi, küspesiyle girdi maliyetleri %150-200 artarken fiyatlar yerinde mi sayacaktı? Sen para ve maliye politikalarını iflas ettireceksin, enflasyonla mücadeleyi hepten terk edeceksin, 17 aydır enflasyon yuları eğeri olmayan küheylan misali zincirlerinden boşalmışçasına şahlanacak, Haziran 2021’de %16,5 olan enflasyon % 85’lere erişecek ama dönüp dolaşıp bir günah keçisi bulup onu da millete suçlu diye pazarlayacaksınız! 128 Milyar doları yakacak, üstüne 100 milyar dolar daha buhar edecek, memlekete giren döviz, kuru baskılamak için kara deliklere atılacak ama Raftaki fiş bütün bu cinayetlerin sorumlusu olacak! Size kalsa bir gün depocu, bir gün sağlıkçı, Bir gün marketçi suçlu! Sizden başka herkes günahın yükünü yüklenecek ama bir siz, ak sütten çıkmış ak kaşık.
Sen seçim ekonomisi uygulayıp “benden sonra tufan” diyeceksin ama pahalılığı marketlere yükleyeceksin
Sen faiz baronlarını desteklemek üzere Kur Korumalı Mevduat icat edeceksin, milletin kuruş kuruş toplanan vergilerini oralara aktaracaksın. Borcun 10 misline çıkacak, 14 senede ödediğin faizin toplamını bir yılda ödeyecek hale geleceksin. Tam 811 milyar. Garip gurebanın cebinden, sofrasından, geleceğinden servet transferi yapacaksın. Sonra da millete “3 harfliler” diyerek günah keçilerini hedef göstereceksin. Sen enflasyonla mücadeleyi terk edip arka kapıdan 250 milyar dolar döviz satacaksın, sen seçim ekonomisi uygulayıp “benden sonra tufan” diyeceksin ama pahalılığı marketlere yükleyeceksin. Peki sen kendi marketinde, Tarım kooperatiflerde o ucuzluğu sağlayabiliyor musun? Ne mümkün? Üstüne üstlük 2021 yılında rekor bir zarara da imza atmışlar. Mali raporlara da yansıyan zarar miktarı tam 250 milyon dolar.


