Habertürk’te Fatih Altaylı’nın Teke Tek programında gündeme dair soruları yanıtlayan Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şu şekilde:
“Türk siyasetinde koalisyonlar tecrübesi oldu. CHP-MSP, DYP-SHP koalisyon tecrübesine sahip olduk. İttifaklar siyaseti olumsuz etkiledi. Partilerin doğası var. Bu doğasıyla siyaset sahnesine çıkarlar. Kabul gördükçe iktidar ya da muhalefet olurlar. 2018’de Cumhur İttifakı öne çıkınca, sayın Erdoğan ve sayın Bahçeli kendi parti içinde koruyacakları liderlik konumunu uzlaşı içerisinde çıktı. Daha önceki koalisyon protokolleri gibi protokoller yok. Bundan daha önce sayın Bahçeli muhalefet olduklarını iddia etti. Türk siyasetinin doğasını ciddi şekilde ittifaklar deforme etti. Bir uzlaşı üzerine değil; bir seçimde karşılıklı menfaatlerin üzerine doğdu. Siyaseti salt matematiksel hesaplara indirgediğinizde işin özü, felsefesi, mantığı ne oluyor? 2018 genel seçimleri, 2019 İstanbul seçimlerinde de etkili oldu. Türkiye’nin bir seçim kazanmaya ihtiyacı yok sadece. Yeniden yapılanmaya ihtiyacı var. Seçimi kazanmak için de onun öncesinde yapılacak işler var. Esnek yapılarla, seçime ayarlı, kutuplaşma bakımından sert ittifak yapılarıyla Türkiye’nin seçime girmesi ve seçim sonrası yönetememe riski var.
Partimizi hızla teşkilatlandırdık, çok iyi kadroyla Türkiye gündemine önemli katkılar yapan siyaset takip ettik. Madem ki, matematiksel bir zorunluluk var. Madem ki Türkiye’nin bütünüyle siyasi kültürünü, demokratik anlayışını, devlet kurumlarını, ekonomik anlayışını yenilemek gerekiyor. O zaman iktidara gidecek ittifakların, partilerin seçim öncesinde iyi planlaması lazım. Sayın Akşener, Sayın Kılıçdaroğlu ile görüştüm. Artık işin özünü konuşmamız gerekiyor. İşin özü; siyaseti nasıl yapılandıracağız, demokratik anayasayı nasıl inşa edeceğiz, parlamenter sisteme nasıl geçeceğiz, devletin kurumlarını nasıl inşa edeceğiz? 6 partinin bir araya gelip konuşmuş olması önemlidir. Artık sadece sistem üzerinde teorik ittifakın ötesine bunu taşımak lazım çok daha somut alanlarda zemin oluşturmak lazım.
Sayın Akşener, sayın Kılıçdaroğlu ile görüştüm. Daha sonra üçlü oturduk. Diğer siyasi liderlerle de görüşme kararı aldık. Bu bir istişare süreci. Hep birlikte bunu yapacağız. Ben oyun kurucu değilim, oyun kurulacaksa birlikte kuracağız. Sayın Akşener ve sayın Kılıçdaroğlu’nun karşılıklı nezaketiyle yürüyor. Eğer seçime gideceksek, zorlu seçim olacaksa, seçim sonrasında zorlu süreci yürüteceksek bunları konuşmak lazım. 6 parti parlamenter sistemde olduğu gibi ilkeler ve değerler etrafında. 5 benzemez diye bir tabir vardır. Geçenlerde sayın Cumhurbaşkanı da alayımsı bir şey kullandı. Tam da bu lazım Türkiye’ye. Birbirine benzeyen aktörlerin anlaşarak Cumhurbaşkanlığı makamını kullanması dışlamayı, ötekileştirmeyi beraberinde getiriyor. Türkiye’nin ana damarları burada. Tanzimat’tan bu yana Türkiye’de ne kadar siyasi damar varsa bir masada buluşamazsa Cumhuriyet’in 200. yılında biz çok sıkıntı çekeriz. Birbirimize benzemiyor değiliz. Hepimiz bu topraklardayız ve geleneği var. Bizim partimizde de çok farklı görüşler var; sunni alevi, Türk, Kürt, laik muhafazakâr vs.
Beş benzemezi bir fırsat olarak görüyorum. Görüş farklılıklarımızı muhafaza edeceğiz. Tabii ki CHP ile bizim aramızda bizimle CHP arasında görüş farklılıkları olacak. Tabii ki İYİ Parti ile bizim aramızda görüş farklılıklar olacak. Kürt meselesi, ekonomiyi, liberalizmi tabii ki konuşacağız. Bu süreç çok iyi başladı. Biz bu farklılıklarla birbirimize saygı duyarak varız. Kimin nereye oturacağı hiç önemli değil. Keşke sayın Erdoğan o egosunu aşıp, bizlerle oturabilseydi Cumhurbaşkanı olarak. Herkesi toplayabilseydi. Kendi partisinden çıkanları bile toplamadı. O yukarılarda, farklı bir alemde. Sayın Bahçeli oturduğu yerden herkesi hain, terörist ilan edebilecek güçte ve hakta görüyor kendisini. Ben, sayın Akşener, sayın Kılıçdaroğlu böyle bir hakkı görmüyor kendisinde. Bugün Meclis’te grubu olan partilerin gösterdiği özveriyi takdir ediyorum, beraber oturma anlamında. Ne benim için eski Başbakan olmam, ne sayın Kılıçdaroğlu ne sayın Akşener’in birbirimize üstünlüğü yok.
2002’de, 2018’de olduğu gibi sayın Bahçeli’nin aklına esip ‘3 ay içinde seçime gidiyoruz’ dediği zaman herkes kendi derdine düşer. Devlet, siyaset demek tedbir demektir. Bir anda ani seçime gidildiğinde oturup milletvekilleri nasıl olacak konuşulur. O yüzden şimdiden ilkeler nedir, ittifakın temel prensipleri nedir? Toplum kesimlerine vereceğimiz taahhütler nedir? Endişe duyan Türkler, Kürtler, Sunniler, Aleviler, muhafazakârlar var. Beklenmedik seçimde telaşla matematiksel hesaba girmemiz demek ihtilaf demektir. Onun için Cumhurbaşkanı adaylığı tartışmasının seçim ilan edilene kadar masadan kaldırılması kanaatindeyim. İklimi ister istemez ‘o mu olacak, bu mu olacak?’ diye bir yarış. Halbuki Türkiye’nin yarışa değil huzura, akılcı bir şekilde, sağduyulu şekilde geleceği düşünmeye ihtiyacı var. Emin olun, bu süreçleri doğru işletirsek aday üzerinde anlaşmada büyük ölçüde meselenin hallolduğu anlamına gelir.
Kırmızı çizgimiz bu ülkenin huzuru
Türkiye’de hiç kimse ecelini ve seçim sonuçlarını bilemez. Geçiş süreci aşamasını konuşmamız lazım. Kim seçilirse seçilsin Cumhurbaşkanı. O Cumhurbaşkanının, kadroların gücü yanlış kullanmaması için birtakım kriterleri, çipaları koymak lazım. Cumhur İttifakı’na hala destek verme temayülünde olan temel kaygısı, acaba bir kaos ortamı içine düşer miyiz şeklinde. Bazı meseleleri paranteze almak mümkün. Ben Dışişleri Bakanlığı döneminde hiç uzlaşmaz taraflarla arabuluculuk yaptım. Suriye ve İsrailli delegasyonu bir araya getirmiştik. İran ve ABD arasında, Boşnaklarla Sırplar arasında. Bu konuda çok kırmızı üretenler genellikle siyaset yapamazlar. Kırmızı çizginiz ne kadar çoksa manevralar o kadar azalır. Kırmızı çizgimiz bu ülkenin huzuru. Bu ülke dışlamadan, kaba siyasetten, Trabzon’da olduğu gibi çocuklara hain dedirtenler yoruldu. Siyasi liderler olarak bunu aşarsak, emin olun her şeyin bir çözümü vardır. Süreçlerde önemli olan güven ortamının sağlanması. Bugün liderler arasında bir güven ortamı var.
Daha önce hep ikili görüşmüştük. İkili görüşmelerde ve üçlü oturduğumuzda da birbirimizi rencide etmedik. İttifak dediğimiz şey daha çok katkı ise, bu farklılıklar katkıyı getirir. İlk aşama güven zeminini oluşturmak, sonra yapılandırmak, sonra vatandaşı ikna etmek. CHP ile İYİ Parti arasındaki tartışmalara girmek istemem. Ama diyelim Kürt sorunu, diyelim Alevi, diyelim endişeli muhafazakar sorunu. Türkiye’nin bölünmez bütünlüğü, kamu düzenini sağlamak hepimizin kabul edeceği bir şey. Kürt vatandaşlarımızın hiçbir ayrım gözetmeksizin herhangi bir vatandaşın haklarına sahip olması, dışlanmaya maruz kalmaması. Buna itiraz edecek olan yok. Kürtçe bir çağrı yaptık, ana dil mukaddestir benim için. Bu konuda başka birinin yanlış düşüneceğini düşünmem. Ola ki ihtilaf oldu. Diplomatik müzakerelerde vardır anlaşmadığımız hususlarda anlaşmış olmak. Temel ilkeleri doğru koyarsanız. Renkli bir toplumuz biz. O renklerin hiçbirini yok etmemek lazım. O rengi yok ettiğinizde zenginliğinizi kaybedersiniz.
Erdoğan, Demirtaş’ı Öcalan’la terbiye etmeye çalışıyor
Türkiye’de gayrimüslim vatandaşlarımızın azalması bu toprakların zenginliğiydi. 6 parti adına konuşuyor değilim, onları tek parti haline getirmek olacak şey değil, doğru da değil. Anlaşacağımız zemin bu. Mesele niteliksel olarak toplumu ikna edecek ortak söylemi, dili, vizyonu ortaya koyabilmek. HDP üçüncü ittifak yönünde tercihini yaptı. HDP konusunda 6 partinin de böyle bir ittifakın bileşenleri arasında farklı kanaatleri olabilir. HDP Türkiye’de siyasetin bir parçası. Bugün HDP’yi o şekilde dışlayanlar, Meclis’te HDP’li Başkanvekiline ‘Başkan’ deyip, söz alıp söz veriyorlar, tiyatro oynamaya gerek yok. Erdoğan, Demirtaş’ı Öcalan’la terbiye etmeye çalışıyor. Peki o zaman paralel bir siyaset üretiyorsunuz. HDP’yi dışlarken paralel siyaset üretiyorsunuz. Bu hem gayrimeşru hem antidemokratiktir. Ondan sonra dönüp kitlelere HDP’yle görüşen herkesi şeytanlaştırma tutarlı bir tavır değil. İşin içine girip biraz daha özüne indiğinizde bazı ihtilaflar artar bazıları çözülür. TBMM seçimlerinde HDP’nin ayrı bir ittifak kuracağı aşikar.
Bu ülkenin menfaatine olacaksa ben en arka sırada, en kenarda oturmaya razıyım. Bu ülke zarar görmesin diye Başbakanlığı bırakmışım ben. Müsamere oynamıyoruz biz. Bu ülke yanıyor. Isınma imkanı olmadığı için bebesini battaniyeye saranlardan, yaşlılarını bir köşede ısıtmaya çalışılan bir kara kış yaşıyoruz. Önemli olan bizim nerede oturacağımız değil Türkiye’yi nereye götüreceğimiz. Vatandaş bugün toplu ulaşım aracına oturmakta sıkıntı çekiyor. Bütün bunlar ortada iken bizim nerede oturacağımız önemli değil. Dün bir çağrı yaptık, elektrik ve doğalgaz zamları geri alınsın dedik. Sorumluluk sahibi hangi lider ‘şuraya oturdum, buraya oturdum’ diyebilir ki. Bu Cumhurbaşkanının komedileştirme mücadelesi, hiçbirimiz bu duruma düşmeyiz.”
Erdoğan, şahsiyetleri tasfiye ediyor
Şahsiyetli insanlar siyasete renk katanlar. Osman Bölükbaşı hala bizim zihnimizde. Adnan Kahveci kısa bir süre bakanlık yaptı ama şahsiyetti. Herkes bilir Adnan Kahveci’yi, rahmetli Hasan Celal Güzel’i. Her partide var bu insanlardan. Hikmet Çetin de öyle. Her kesimden vardı. Demokrat Parti içinde vardı. Son dönem sayın Erdoğan, şahsiyetleri tasfiye ediyor. Bu çok kötü bir şey. Sultan Abdülhamid döneminde yetişen insanları tasfiye etmedi. Şahsiyetli insan istifa eder ya da görevden alınır. Yeni bir terminoloji çıktı; af talebi. Şahsiyetleri törpülüyor, yok ediyor. Bunların bir kısmıyla geçmişte çalıştım. Sayın Abdülhamid Gül genel sekreterimdi. Ama bana karşı imza atanların arasındaydı. İmza attığı gün, bugünleri o kadrolar çizdi. Gıyabında benim veda ettiğim kongrede sayın Bekir Bozdağ ‘Bu parti Tayyib’in partisidir’ dedi. Binlerce kitleyi dinletti. Sayın Erdoğan şahsiyetlerin varlığına izin verseydi. Kendisine de izah etmiştim, ‘Sizinle bir liderlik meselem yok, bırakın bu partiyi kurumsallaştırayım’ dedim yüzüne.
Sayın Bekir Bozdağ o sözüyle bakanlığı bu sadakatıyla sağlamış oldu. Şimdi kim Türkiye’de kimin için Adalet Bakanımız var diye güven tesis ediyor. Bunu Hazine ve Maliye Bakanlıklarında, Milli Eğitim Bakanlıklarında da görebilirsiniz. Bakan olmak devlet kurumu yönetmek bakımından onurlu bir iştir. Şimdi bakanlar herhangi bürokratik temsilci konumunda. Sistem onu getirse de, bakanlar şahsiyetler tavır sergileselerdi ya o tavrı sergiler ya da ‘affını istirham ediyorum’ demezlerdi. Ben istifa ettim, affımı talep edemedim. Mücadele ettim. Devlet dediğimiz kurumdur. Bugün kurumlarımızın hepsi Sultan Abdülhamid döneminde oluşmuş kurumlardır. Sayın Erdoğan o kurumlara ne yaptı? O kurumların hepsinin içi boşaldı. TÜİK’e ne oldu? En dürüstü bir ay dayanabildi. Kurumları yok ederek bir lider yükselmez. Şahsiyetleri koruyarak yükselir. Benden başka şahsiyet yok diyen liderler arkalarında enkaz bırakırlar. Sayın Erdoğan da oraya gidiyor.
Şahsiyetli olanlar bu bakanlıklara gelmek istemez
Hala şahsiyetlerine güvendiğim AK Partili arkadaşlarıma sesleniyorum. Merkez Bankası devre dışındaysa, Allah aşkına para politikasını kim yönetecek? Politika faizini ortadan kaldırdık diyorsanız, milletin yüreğini yakan ticari kredilerin faizleri niye esnafın yüreğini yakıyor? Hazine Bakanlığı bir birikim meselesidir. Şahsiyetli olanlar bu bakanlara gelmek istemez. Şahsiyetini koruyamayanlar geldiği zaman bunun içi boşalır. İktidara geldiğimizde ilk yapacağımız şey kurumsal reformdur. Tek tek o kurumları ayağa kaldıracağız. Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı’yı Başbakan olduğum zaman çağırdım. ‘Erdem Bey siz bağımsızsınız. Politikalarınızı serbestçe tayin edeceksiniz. Enflasyonda mücadelede sözünü yerine getiriyorsanız her araçta serbestsiniz. Getiremiyorsanız hesap sorarım’ dedim. Gelirsiniz belli aralıklarla bana tabloyu anlatırsınız, istişare ederiz. Enflasyonu düşürmek için Tarım bakanımızla çalışmak zorundasınız. Kendinizi tümüyle reel sektörün dışında düşünmeyin, reel sektörle ne kadar diyalog kurar, ihtiyaçlarını gözetirseniz enflasyonu düşürürsünüz. Biz Erdem Başçı ile tek bir sorun yaşamadık.
Hiçbir zaman devlet disiplininden taviz vermedim
Şimdi Merkez Bankası fiilen yok. Fiilen olmayan birçok kurum var şu anda. Bir yerde gördüğüm zaman bir kurumun başında olan arkadaşımızı ‘Kurumlarınıza sahip çıkın’ diyorum. Bazen uçakta karşılaşıyoruz, konuşuyorum. Biz kurumlarla devlet kurarız. Kişisel otoriteyle devlet kurulmaz. Fatih Sultan Mehmet’i büyük yapan İstanbul’u fethetmesi değil sadece. Kanunlarladır. Devletten imparatorluğa kurumlarla geçmiştir. Ayrılan bakanlar da pirüpak değil. Mücadeleyi verecektiniz. Ben istifa ettim. Kimse beni görevden alamadı. Kimse benim dönemimde, herhangi bir bakan, bana karşı imza atmış bakanlar dahi bir tekine kaba söz söylediğimi, rencide ettiğimi, şahsiyetlerini ya da bakanlıklarını zaafa düşürdüğümü bir kişi söyleyemez. Hiçbir zaman devlet disiplininden taviz vermedim. Önümüzdeki dönem inşallah suhuletle seçime gideceğiz. Bütün devlet kurumları muhteva, işlev ve vizyon bakımından yenilenmemiz gerekiyor. TÜİK Başkanı ilk defa kul hakkından bahsetti. Enflasyona göre maaşlar belirlendiği için. Sen misin bunu söyleyen? Rızkı ben veririm. TÜİK Başkanı devletin muhasebe memuru gibi bir konuma indirgendi maalesef.
Kısa sürede ekonomiyi öngörülebilir rayına oturturuz
Bütün muhalefet partileri adına konuşmam doğru olmaz. Gelecek Partisi adına konuşabilirim. Bugün iktidarı devretseniz, yarın sabah öyle bir acil eylem planı hazırlığımız var ki. Zorlu süreç olacak ama kısa sürede ekonomiyi öngörülebilir rayına oturturuz. Bizim ‘Yıkımdan Çıkışın 61 Adımı’ diye tek tek tanımladık. Dünya kamuoyuna ‘evet bu ülkede rasyonel ekonomik düşünceyle davranan, öngörülebilir bir yönetim oluştu’ algısını verecek arka arkaya adımlar atarız. Kur, faiz, enflasyon arasındaki ilişkiyi kökünden kesecek şekilde, gerçek ekonomik bilgiye dayalı makro ekonomik tedbir paketi açıklarız. Açılan makası daraltacak programı devreye sokarız. Merkez Bankası’nı bağımsızlaştırırız. Kapsamlı bir gelir düzeltecek adımları adımları atarız. Dar gelirliler üzerinde baskıları yok edecek yeni bir bütçe çıkarırız. O bütçe açıklarına yol açmamak için kapsamlı bir tasarruf paketi, yolsuzlukla mücadele paketi açıklarız.
Kara deliklerin ne olduğunu biliyorum
Zammı yapıyorsunuz, bir kalemde herhangi şirkete tanıdığınız vergi istisnası 9 milyarı buluyor. Türkiye kaynaklardan yoksun değil. Gelir adaletini düzeltmek için gereken kaynak tasarruf ve yolsuzlukla mücadele paketi. Özellikle genç istihdamı teşvik edici politika takip ederiz. Özel sektörde genç istihdamı sağlayanlara teşvik vermek, yeni genç girişimcilere karşılıksız hibe vermek. Başarılı projeleri sıfır faizle desteklemek. Eşit şartlarda kamuya girişi sağlayacak reformları gündeme alırız. KPSS sınavı ile mülakat arasında asla uçurumuz olmaz. Bütün bunları kuşatacak şekilde kurumsal bir reformu devreye sokarız. Merkez Bankası, Hazine Müsteşarlığı, TÜİK, SPK, bütün kurumları gözden geçirip yeni çerçeveye oturturuz. Milletimiz hiç merak etmesin. Kaynaklar zayıflatıldı. Ama şu şartlarda önce rehabilitasyon programı arkasından yeni bir ekonomik anlayışı hakim kılarız. Bugünkü ekonomik kadrolar ekonomiyi bilmeyen cahillerden oluşuyor. Sayın Cumhurbaşkanı ‘Bunların tecrübesi yok’ diyemez. Biz yönettik bu ekonomiyi. 2 seçim, 3 kongre yaptım, ekonomi hiç değişmedi. 3 ay içinde 100 vaadi yerine getirdim. Kadınlarımıza özel istihdam kolaylıkları. Ben burada kara deliklerin ne olduğunu biliyorum.


