11.5 C
İstanbul
Cumartesi, Nisan 18, 2026

HAKLININ TARAFINDA

Bir koalisyon: Millet İttifakı Türkiye’yi yönetemez mi?

Gelecek Partisi Kültür Sanat Politikaları Başkan Yardımcısı Azizcan Erenkol, kamuoyunda Millet İttifakı'nın iş başına geldiği takdirde icra kabiliyetinin kısıtlı olacağı yönündeki tartışmalara Türk siyasi tarihi üzerinden örneklerle yanıt verdiği bir yazı kaleme aldı

Birçok kesimce umut bağlanan Millet İttifakı bir diğer adı ile Halil İbrahim sofrası bünyesinde bulundurduğu farklı kesimlerin birlikteliği nedeni ile tam bir koalisyon algısını oluşturuyor.

Birden fazla siyasi partinin bir araya gelmesini ifade eden ve siyasi tarihimizde yaşanılan örnekler ile ülkemizde istikrarsızlık unsuru görülen kelime literatürümüze 1961 yılında Cumhuriyet Halk Partisi ve Adalet Partisi’nin ortaklığı ile oluşturulan 29. Hükümet ile girmiştir.

Kelimenin kökeni ve ilk uygulama dönemi ile ilgili kısa bir bilgi verdikten sonra sorumuza cevap verip neden böyle düşündüğümüzü irdeleyelim.

Millet ittifakı “Hiç kuşku duyulmayacak bir adalet ve hizmet anlayışı ile yönetir” dedikten sonra nedenleri için tarihimize bir göz atalım.

1946 yılı çok partinin yarıştığı ilk seçimdir, basit çoğunluk metodu ile gerçekleştirilen bu sistem içinde barındırdığı adaletsizlik nedeni ile önce Cumhuriyet Halk Partisinin kazanmasını sağlamış ise de sistemin getirdiği aynı adaletsizlikle 1950, 1954, ve 1957 seçimlerini Demokrat partinin tek başına iktidarını sağlamıştır.  Durumu anlatabilmek için bir örnek verirsek 1950 seçimlerinde Demokrat parti oyların % 53.4 alırken milletvekillerinin  %83.6’sını buna karşın Cumhuriyet Halk Partisi Oyların %39.8’i ile Milletvekillerinin %14,4 elde edebilmiştir.

Uzlaşı zemini neden oluşamadı?

1946 ile 1960 arasındaki dönemdeki tek partili hükümetleri değerlendirirken seçim sisteminin adaletsizliği sonucu uzlaşı kültürünün oluşmasındaki en büyük engel dönemi olarak tanımlayabiliriz. O dönemde başlayan bu uzlaşı tohumun atılmama hali süreç içeresinde her ne kadar ihtilal gibi bir durum ile neticelenmiş ise de bizlerde tek partili hükümetlerin iyi olduğu noktasında bir anı bütünü oluşturmuştur.

Halk üstünde travmatik bir etki yapan ihtilal sonrası oluşan kurucu meclis seçim sistemini barajsız nispi temsil d’Hondt usulü yapılmasına karar vermiştir. 1965 yılında Türkiye komünist partisinin başarısı nedeni ile değiştirilse de 1968 yılından 1980 yılına kadar bu sistem ile seçimler yapılmıştır.

Yeni seçim sisteminin devreye girmesi ile beraber parlamento da  yıllara göre temsil edilen partilerin sayılarına baktığımızda 1961 seçimlerinde 4, 1965 seçimlerinde 6, 1969 seçimlerinde 8, 1973 seçimlerinde 7, 1977 seçimlerinde 6 parti temsil edilmiştir.

Koalisyonlar neden başarılı olmadı?

Ancak yeni geçilen sistem halkın tümünün iradesinin meclise taşınmasını sağlasa da, Her parti liderinin kişisel yapıları nedeni ile ortak karar alma meziyetlerinin, anlaşma kültürlerinin olmaması bunun yanı sıra sahip oldukları ideolojilerin en katı yanlarını benimsemeleri bugün çokça bahsedilen Türkiye’de koalisyon olmaz düşüncesinin tüm kesimlerce kabul edilmesine neden olmuştur.

Görece oluşan bu temelsiz özgürlük ortamı düşüncelerin daha katı ifade edilmesine bu durumunda, karşı görüşte olanların dinlenmemesine, susturulmasına sonrada yok edilmesine kadar evrilmiş oluşan bu kaotik ortam bir oradan bir buradan düşüncesindeki zoraki uzlaşma kültürünün başlangıcı olacak 12 Eylül 1980 darbesine giden yolu açmıştır.

Barajın majör partilere iltiması

Demokrasiye tekrar geri döndüğümüz 1983 yılında d’Hondt sistemi %10’luk seçim barajı konarak düzenlenmiş ardından 1987 yılı seçim öncesi Anavatan Partisi’nin yaptığı ek düzenleme oyların %36,31’ini alırken milletvekili sayısının %62’sine sahip olmuştur

1983’den 2018’e kadar gerçekleştirilmiş 11 genel seçimde 40 milyonu aşkın oy baraj nedeni ile parlamentoda temsil edilmemiştir. 2002 genel seçimlerinde 14 milyonu aşkın oyun (toplam oyun %46.33’ü) seçim barajını geçemeyen partilere gitmesiyle bu seçimler en çok baraja takılan oyun kullanıldığı seçimleri oluşturmuştur. Bu seçimde Adalet ve Kalkınma Partisi oyların %34’üne sahip olurken, meclisteki milletvekillerinin %64’üne sahip olmuştur. Aynı şekilde barajı geçen tek diğer parti olan Cumhuriyet Halk Partisi de aldığı oya oransız oranda milletvekili çıkartmıştır.

Uzlaşı kültürü adına bir ilk

Peki bunca örneklendirmeyi neye dayandırmak istiyorum?

Gördüğünüz üzere Türkiye siyasi tarihi nerdeyse uzlaşı kültürünün hiç oluşmaması için bir iklim oluşturma çabası içinde. Ve sürekli olarak yanlışları ortaya çıkarılmayan tarih üzerinden siyasi geçmişi referans vererek yeniliğin önünü tıkamanın peşinde.

1962-1980 yılı arasında asılan bir başbakanın ardından kurulan hükümetlere koalisyon dediğimizde belki de bugün 6 masanın tüm aktörlerinin bir araya gelişi ile aynı şeyi kastetmiyoruz.

Gerçek demokratik bir koalisyon

Oluşan bu bir seçim sonucu olmadan tarafların gönüllü olarak bir araya geldiği ve bir uzlaşma kültürünün sonucu olarak tüm deneyimlerini siyasi tarihimizde ilk defa ortaya çıkan bir mutabakat metninde birleştiren ve bu metne göre ne yapacağını bilen bir birliktelik gerçek demokratik bir koalisyonu temsil ediyor.

Siyaset en başında bir uzlaşma kültürüdür. Çünkü varlığı itibari ile farklı düşünceleri bir araya getirip ortak bir doğru yolunda ilerlemesini gerekli kılar.

Bugün adına millet ittifakı verdiğimiz birliktelik toplumun farklı kesimlerinin değerlerini temsil eden ve bu sayede diğer kesimlerin hassasiyetini gözeten bir rolü kendine giydirmiş ki bu vefakâr davranış bu hareketi başarılı kılacağı gibi başta devletin her kademesinde görev almış liderleri ve kadroları ile Cumhuriyet tarihimizin en iyi yönetimlerinden birini göstereceklerdir.

Diğer Haberler

CEVAP VER

Yorum Yazabilirsiniz.
İsmini yazın

Sosyal Medya

0BeğenenlerBeğen
894TakipçiTakip
0AboneAbone
- Reklam -spot_img

Son Haberler