Home Gündem Davutoğlu’ndan Erdoğan’a dış politika tepkisi

Davutoğlu’ndan Erdoğan’a dış politika tepkisi

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, partisinin genel merkezinde yaptığı açıklamada Türkiye'nin İsveç ve Finlandiya'nın NATO üyeliği konusunda izlediği politikaya ilişkin değerlendirmelerde bulundu

0
254

Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği konusunda izlediği politikayı eleştiren Ahmet Davutoğlu, “İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği konusunda daha kısa bir süre önce Finlandiya Cumhurbaşkanına Finlandiya’nın üyeliğini destekleyeceğimizi söyleyen CB Erdoğan’ın günlük borsa gibi değişen açıklamaları, devleti temsilen konuşan yetkililerin birbirleriyle ama en çok da CB ile ters düşen ifadeleri devlet ciddiyetine de, diplomasi geleneğimize de, en temel iletişim ilkelerine de aykırıdır” dedi.

Dış politikada tutarsız yaklaşım

Türkiye’nin Rahip Brunson ve Deniz Yücel davalarında edilgen bir tutum sergilediğine dikkat çeken Gelecek Partisi lideri, “Bu tutarsız ve ilkesiz yaklaşım muhataplarda Türkiye gibi köklü devlet geleneğine sahip bir ülkeyi yöneten kişileri ve iktidarı tehdit edildiğinde pozisyon değiştiren, adaleti araçsallaştırarak pazarlık konusu yapan, ekonomik menfaatler karşılığında her tür terör iddiasından vazgeçebilen bir ülke konumuna düşürmüştür.” dedi.

Erdoğan’ın borsa gibi değişen açıklamaları diplomasi geleneğimize aykırıdır

Erdoğan’ın Finlandiya’nın NATO üyeliği konusundaki çelişkili açıklamalarına değinen Ahmet Davutoğlu, şunlar söyledi:

“İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği konusunda daha kısa bir süre önce Finlandiya Cumhurbaşkanına Finlandiya’nın üyeliğini destekleyeceğimizi söyleyen CB Erdoğan’ın günlük borsa gibi değişen açıklamaları, devleti temsilen konuşan yetkililerin birbirleriyle ama en çok da CB ile ters düşen ifadeleri devlet ciddiyetine de, diplomasi geleneğimize de, en temel iletişim ilkelerine de aykırıdır. Kullanılan dil de, söylem de uygulanan yöntem de yanlıştır. Haklı olduğumuz bir konuda bizi açığa düşürmektedir. Ülkelerin dış politikadaki en büyük gücü işbirliğinde güvenilirliği, tehdit anında ise caydırıcılığıdır.”

Ankara’dan yükselen kakafoni kimse nezdinde güven uyandırmaz

Birçok güç dengesinin aynı anda etki gösterdiği bu sistemde ülkelerin ellerindeki kozları artırmaları, farklı güç merkezleri ile dengeli ancak iyi önceliklendirilmiş ilişkilere girmeleri kendi çıkarlarınadır. Bu kural Türkiye gibi farklı jeopolitik çekim alanlarının merkezinde olan bir ülke için özellikle önemlidir. Bu bağlamda Türkiye’nin NATO’da artan etkinliği Rusya ile ilişkileri zaafa uğratmayacağı gibi bu ilişkideki gücünü ve değerini artırır; Rusya ile geliştirilen ve derinleştirilen ilişkiler de NATO bünyesindeki etkinliğini ve saygınlığını güçlendirir. Yeter ki bütün taraflar nezdinde söylediğine önem atfedilen, önceliklerine saygı duyulan ve gerektiğinde uyarılarına kulak verilen güvenilir bir aktör niteliği korunabilsin. Bugün Ankara’dan yükselen kakafoni kimse nezdinde güven uyandırmaz; Finlandiya CB’nın diplomatik dille ifade ettiği gibi sadece kafa karıştırır.

Putin dahi geri adım atmıştır

Görünen o ki, İsveç ve Finlandiya’nın üyelik süreçleri hızla ilerleyecektir. Bunu gören Putin dahi 15 Mayıs’taki Müşterek Güvenlik Örgütü Devlet Başkanları Toplantısında “NATO’nun İsveç ve Finlandiya ile genişlemesi konusunda Rusya’nın bu ülkelerle sorunu olmadığını vurguluyorum. Bunun Rusya’ya direk bir tehdidi olmayacaktır. Sadece NATO askeri altyapısının bu ülkelere genişlemesinin bizim tepkimize yolaçacağını vurgulamak isterim” demek zorunda kalmıştır.

Davutoğlu, Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği sürecinde Türkiye’nin atması gereken adımlara dair 10 maddelik bir öneri sıraladı.

Gelecek Partisi lideri, şu maddeleri saydı:

  1. Türkiye’nin NATO’nun açık kapı politikasına geçmişten bu yana hep destek verdiği, ancak terör ile ilgili haklı kaygılarının giderilmesini beklediği, esasen teröre karşı işbirliğinin NATO’nun bütün stratejik belgelerinde yer aldığı tam bir söylem bütünlüğü ve uyumu içerisinde ifade edilmelidir.
  2. Önümüzdeki ay Madrit’te gerçekleşecek ve temel stratejik metnin de kabul edileceği NATO zirvesine bu konulara açıklık getirecek ve terörle mücadele konusunda taraflara sorumluluk yükleyecek bir diplomatik hazırlık ile gidilmelidir.
  3. Ayrıca bu stratejik belgeye Türkiye’nin ittifak içindeki konumu ile ilgili son dönemlerde yaşanılan tartışmaların olumsuz etkisini giderecek unsurları da muhtevi bir Türk Stratejik Katkı metni hazırlanmalıdır. Bu metinde Türkiye’nin F35 projesine geri dönmesinin sadece Türkiye için değil ittifak için de taşıdığı önem vurgulanmalıdır.
  4. Böylece ittifak içinde yayılan uzlaşmaz ve güvenilmez ülke algısı süratle değişmeli, İttifakın en önemli ülkelerinin başında gelen Türkiye NATO’nun gittikçe öneminin artacağı bir sürece ittifakın yapıcı başat aktörü olarak girmelidir.
  5. Açık kapı politikasının bir gereği olarak son dönemde benzer tehditler altında yeniden bölünme senaryoları gündeme getirilen Bosna-Hersek’in NATO üyelik sürecine İsveç ve Finlandiya ile paralel bir işlerlik kazandırılması için girişimde bulunulmalıdır.
  6. Kararlı ve yapıcı bir diplomasi ile Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliklerinin Türkiye’nin AB üyeliğini olumlu yönde etkilemesi sağlanmalıdır. Türkiye’nin AB üyeliğine her zaman özel destek veren Finlandiya ile bu konuda yoğun bir istişare süreci başlatılmalıdır.
  7. Bu gelişmelerin ABD ile zaten var olan ve kerhen dondurulan gerilimli ilişkilerin daha da gerilmesinin önüne geçilmelidir. Yunanistan Başbakanı Mitsotakis’in ABD ziyaretindeki ortak söylem ve yaklaşımlar, ABD-Yunanistan Savunma işbirliğinin  genişlemesi, ABD,Yunanistan, GKRY, İsrail Dörtlüsünün işbirliği (3+1 Formatı)  yakından takip edilmeli ve NATO’daki etkinliğimiz dengeleyici bir unsur olarak güçlendirilmelidir..
  8. Bu süreçteki pozisyonumuz Rusya ile de şeffaf ve ilkeli bir şekilde paylaşılmalı; NATO’daki artan etkimizin NATO-Rusya ilişkilerini olumsuz etkilemeyeceği, aksine gerginliği azaltan bir sonuç doğuracağı kendilerine iletilmelidir.
  9. Bu bağlamda geçmişte önemli işlevler gören NATO-Rusya Konseyinin yeniden toplanması için yapıcı ve uzlaştırıcı bir rol üstlenilmelidir.
  10. En önemlisi de kurumsal akıldan kopuk kişisel reflekslere, çelişkili söylem ve uygulamalara dayalı dış politika anlayışı kökten değiştirilerek hızla değişen uluslararası stratejik ortama uygun, Türkiye’nin siyasi ve ekonomik ihtiyaçlarına cevap veren  yeni ve dinamik bir makrostratejik çerçeve oluşturulmalıdır.

Yorum yok

LEAVE A REPLY

Yorum Yazabilirsiniz.
İsmini yazın