12.6 C
İstanbul
Salı, Mart 10, 2026

HAKLININ TARAFINDA

Ramazan Selçuk yazdı: Balkanlar’da bir cevelan

Gelecek Partisi İstanbul İl Yönetim Kurulu üyesi Ramazan Selçuk, Balkanlar seyahatine dair izlenimlerini aktardı

Seyahat etmenin toplumun tüm kesimlerinde olduğu gibi biz gençler için de oldukça zor olduğu bir dönemi yaşıyoruz. Gezmek, keşfetmek, kaybolmak bu kadar da zor olmasa gerek. Ancak, Covid 19’un üzerimizde oluşturduğu psikolojik hasar, para birimimizin diğer para birimleri karşısında yaşadığı değer kaybı, ülkemizin yaşadığı ekonomik problemler, vize başvurularında artan red oranları… bu örnekleri daha da arttırabiliriz. 2018’in Haziran ayında ilk yurt dışı seyahatimi gerçekleştirdiğim Finlandiya’nın Kokkola şehri için hazırlık yaparken Euro 5 TL bandında seyrediyordu. O zamanlar da seyahatimi nasıl finanse edebilirim diye düşünür dururdum. Günümüzde ise Euro 20 TL civarında…

Lisans eğitimimin sonuna yaklaştığım bu zamanlarda bir dostum ile birlikte Balkan coğrafyasına minik bir seyahat yapmaya karar verdik. Süremiz ve bütçemiz kısıtlı olduğu için ve görülebilecek maksimum ülke/şehir görebilmek adına en makul rotasyonu, en optimum planı yapabilmek adına kolları sıvadık. Seyahatimizde Balkan coğrafyasını seçmemizin başlıca sebebi vize sürecinden muaf oluşu ve nispeten ekonomik oluşuydu. Yaptığımız minik bir araştırmanın neticesinde Kosova’nın başkenti Priştine hem gidiş hem de dönüş için en ucuz varış noktasıydı bizim için.

Yaptığımız plan doğrultusunda seyahatimize Kosova, Priştine’den başlayıp, Kuzey Makedonya’nın başkenti Üsküp oradan da Sırbistan’ın başkenti Belgrad’a geçmek vardı. Kosova’dan Belgrad’a bir takım diplomatik ve siyasi krizlerden ötürü ulaşım yok denecek kadar zor olduğu için böyle bir rotasyon planladık. Booking.com üzerinden de mütevazi hostelimizi rezerve ettikten sonra geriye gezilecek yerlerin araştırılması kalmıştı. Tabii bagaj ücreti ödememek için seyahatimizi sırt çantalarımızla yapmaya karar vermiştik.

Her ihtimale karşı gidiş-dönüş uçak biletlerimizin, konaklama bilgilerimizin ve sorulması düşük bir ihtimal bile olsa aşı kartlarımızın çıktılarını yanımıza almak suretiyle İstanbul Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı’nın yolunu tuttuk. Gece saat 22.00 sularında Priştine Uluslararası Havalimanı Adem Yaşari’ye varmıştık. Adem Yaşari hakkında kısaca bahsetmek gerekirse, kendisi Kosova Savaşı’nın ve ülkenin bağımsızlığının en önemli sembollerinden biri. Kosova’nın ilk Cumhurbaşkanı İbrahim Rugova tarafından kendisine “Kosova’nın Kahramanı” unvanı da verilmiş.

Rezerve yaptığımız hostel şehir merkezine uzak olduğundan taksi kullanmak durumunda kaldık. Taksiciyle yaptığımız pazarlık neticesinde 13 Euro gibi bir meblağ karşılığında konaklayacağımız yere gelmiştik. Resmî adıyla Kosova Cumhuriyeti, kuzeyde ve doğuda Sırbistan, güneyde Kuzey Makedonya ve Arnavutluk, batıda ise Karadağ ile komşudur. Kosova, 2008 yılında Sırbistan’dan tek taraflı olarak ayrılmış ve bağımsızlığını ilan etmiştir. Bağımsızlığının ilanı sonrasında Avrupa Birliği’ne girmiştir. Kosova Cumhuriyeti’nde yaşayan etnik gruplar, genel olarak Arnavutlar, Sırplar, Boşnaklar, Türkler  ve diğer küçük azınlık gruplardır. Yine ülkede ağırlıklı olarak Arnavutça ve Sırpça’nın yanı sıra Boşnakça ve Türkçe de konuşulan yerel diller arasındadır.

Ülke hakkında verdiğimiz genel bilgilerden sonra sohbetimize devam edelim. İlk durağımız şehrin en canlı noktalarından biri olan Skanderbeg (İskender Bey) Heykeli’dir. Arnavutlar tarafından millî kahraman olarak tanınan İskender Bey, Arnavutluk’un ünlü Kastriyota ailesine mensuptur. Daha detaylı bilgi edinmek isteyenler Halil İnalcık Hoca’nın Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi’ndeki ilgili maddesine başvurabilir. Seyahatimizin devamında Kosova Ulusal Müzesi vardı. Müze, Kosova tarihi, Arnavut kültürü ve Kosova Savaşına dair izler barındıran turistlerin uğrak mekanlarıdan birisi. Diğer durağımız ise Fatih Sultan Mehmet’in bizzat emriyle 1461 yılında inşa edildiği söylenen Hünkâr Camii ya da halk arasında bilinen ismiyle Sultan Fatih Camii. Nazım Gaffuri Caddesi’nde 1840’lı yıllarda Üsküp valisi olan Mehmet Yaşar Paşa (Jashar Pasha) tarafından halka namaz saatlerini hatırlatmak amacıyla yapılan Saat Kulesi de Hünkar Camii’nin hemen yanı başında. Priştine’nin en ilginç yapılarından bir tanesi de uzaktan müzeyi andıran Ulusal Kütüphane’dir. İlginçtir içinde Amerikan köşesi adlı bir bölüm vardı. 1979 yılında hayırsever faaliyetlerinden dolayı Nobel Barış Ödülü alan, Hristiyan dünyasının ünlü rahibelerinden Rahibe Teresa’nın (Nene Teresa) adı verilen Azize Teresa Kilisesi de Priştine’nin görülesi yerlerinden. Priştine Bill Clinton Heykeli de şehrin simgesel noktalarından bir tanesi. Bill Clinton’ın 1990’larda Kosova Savaşı ve Bosna’daki savaşı bitirmekte büyük katkısı olduğu kabul edilmektedir. 1999 yılında, bağımsızlığını kazanmaya çalışan etnik Arnavut çoğunluğunun üzerindeki Sırp kuvvetlerinin baskısını durdurmakta etkisi büyüktür. Priştine sağlam yürümek kaydıyla yarım günde gezilebilecek bir şehir, neredeyse her yer yürüme mesafesinde.

Kosovalılar gerçekten çok müşfik ve bir o kadar da yardımsever insanlar. Kendileri benim ve seyahat arkadaşımın sempatilerini kesinlikle kazandılar. Kosova’da, Prizren adlı bir şehir daha var ecdat yadigarı ancak vakit kısıtlı olduğundan ve rotasyona ters düştüğünden ziyaret edemedik ama bu durumu vesile kılarak Kosova’ya belki bir seyahat daha ederim. Kosova’dan sonra ikinci durağımız Kuzey Makedonya’nın başkenti Üsküp. Üsküp’e, Priştine otobüs terminalinden neredeyse her saat başı otobüs bulmak mümkün, yolculuk yaklaşık 3 saat kadar sürerken bilet fiyatları 7.5 Euro civarındadır.

Eski bir Osmanlı şehri olan Üsküp, günümüzde Kuzey Makedonya’ya başkentlik yapmaktadır. Vardar Nehri’nin iki kıyısına kurulu kentte bir yanda Arnavutlar ve Müslümanlar, diğer yanda Ortodoks Hristiyanlar yaşamaktadır. Kuzey Makedonya, Kuzeyde Sırbistan ve Kosova, batıda Arnavutluk, güneyde Yunanistan, doğuda Bulgaristan ile komşudur. Üsküp seyahatimize tevafuken denk geldiğimiz Türk Büyükelçiliği binası ile başlamış olduk. Akabinde, Osmanlı veziriazamlarından bir tanesi olan Mustafa Paşa tarafından 1492 yılında inşa ettirilen Mustafa Paşa Cami Camii’ni gezdik camii faal vaziyette hizmet veriyor. Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA), Kosova’da olduğu gibi Kuzey Makedonya’da da pek çok Osmanlı bakiyesi eseri restore etmek suretiyle hizmete sunuyor. Seyahatimizin devamında, Kuzey Makedonya Savaş Müzesi’ni şans eseri fark ettik ve hemen biletimizi temin ederek ziyaret ettik, Kuzey Makedonya kültürüne dair pek çok tarihi ve sanatsal eser mevcut müzede. Osmanlı Devleti’nden kalan tarihi yapılardan biri olan Üsküp’ün kuzeyindeki Türk Çarşısı’nın içinde bulunan Bedesten zannımca tadilatta olduğu için ziyarete kapalıydı. Üsküp’ün en önemli simgelerinden bir diğeri de Büyük İskender Heykeli’nin de tüm görkemiyle arz-ı endam ettiği Makedonya Meydanı’dır. Meydanda, irili ufaklı pek çok heykel bulunmakta, özellikle de Büyük İskender’in bebeklik, çocukluk ve yetişkinlik dönemlerini yansıtan pek çok heykel mevcut. Makedonya Mücadele Müzesi de şehrin merkezi ve ziyaret edilmesi gereken yerlerinden bir tanesi. Müzede ağırlıklı olarak, Kuzey Makedonya’nın kendi ulusal devletini kurma mücadelesini, tarihini, kültürel ve devrimci gelenekleri tanıtılmaktadır. Müzeye girdiğinizde sizi ilk olarak iki tane Osmanlı Padişahı karşılıyor. Ayrıca müzede Atatürk’ün de kuvvetle muhtemel bal mumundan bir heykeli sergilenmektedir. Yine asıl adı Gonca Boyacı olan Hayırsever Misyonerler Cemaati’nin kurucusu Rahibe Teresa Evi’de görülebilir. Üsküp şehir merkezinde, Vardar Nehri üzerinde kurulu olan Taşköprü (Fatih Sultan Mehmet Köprüsü) Üsküp dendiğinde akla gelen ilk eserlerden biridir. Köprünün yanı başında gürül gürül akan Vardar Nehri’ni bir bankta oturup dinlemek oldukça hoştu. Üsküp şehrinin arma ve bayrağında da yer alan Üsküp Kalesi’de tüm ihtişamıyla ziyaretçilerini selamlamaktadır. Aziz Dimitrija Solunski Katedrali’de oldukça güzel bir Ortodoks kilisesi olarak ziyaretçilerini ağırlamaktadır.

Üsküp’de bir tam gün ayırmamıza rağmen şehri tam anlamıyla gezebildiğimizi söyleyemem. Bir de Üsküp’te pahalı restoranların dışında yemek yiyecek pek bir yer bulamadık ama kafeleri güzel ve kahveleri oldukça lezzetli. Kuzey Makedonyalılarla doğrudan çok az temasa girdiğim için insanı hakkında pek yorum yapamıyorum ama yine de tatlı bir intiba bıraktıklarını ifade etmeliyim.

Seyahatimiz üçüncü ve son durağı Sırbistan’ın başkenti Belgrad. Üsküp’ten Belgrad yaklaşık 6-7 saat arası sürmekte. Üsküp otogarından biletimizi satın alıp Belgrad’a doğru yola çıktığımızda yaklaşık bir saat kadar sonra gümrüğe gelmiştik. Memuriyet hayatına yeni başlamış olsa gerek bir hanımefendi polis birkaç sorunun ardından mütereddit bir şekilde pasaportlarımıza mührü vurduktan bir dakika sonra Sırbistan’a ait kontrol noktasında bu sefer Sırbistan’a girmek için pasaportlarımızı polis memuruna verdik ve memur bey yüzümüze dahi doğru dürüst bakmadan mührü bastı ve Sırbistan topraklarına giriş yapmış olduk. Sabah 06.00’a doğru vardığımız Belgrad, bizi soğuk ve yağmurlu bir havayla karşıladı. Hostelde bir müddet dinlendikten sonra Belgrad’ı keşfetmek adına şehrin ara sokaklarına kendimizi atmıştık. Belgrad’ın meşhur caddelerinden Terazije Meydanı her bütçeye uygun konaklama alanlarını bünyesinde bulunduruyor.

İlk durağımız, Sırp Bilimler Akademisi ve Sanat Galerisi oldu. İçinde Sırp kültürüne dair pek çok eserin bulunduğu galeriyi ücretsiz bir şekilde ziyaret ettik. Kapılardan birinin adı Stambol Kapija yani İstanbul Kapısı olan Kalemegdan da şehrin yoğun ilgi gören noktalarından. Terazije Meydanı’nda görülmesi gereken yapılardan biri de dışarıdan baktığınızda sizi hayran bırakacak mimarisiyle Moskova’yı andıran Moskva Hotel. İçine girmeye cesaret edemedik ama dışı epey bir havalıydı. Aziz Mark Kilisesi de günümüzde ibadete açık olan önemli Ortodoks kiliselerinin başında geliyor. Sırp kiliselerinde ibadet edenlerin önemli bir kısmı orta yaş üstü kesimdir. Belgrad’ın merkezine yakın olan, Krunska Caddesi üzerinde bulunan Nikola Tesla Müzesi’de şehrin simgelerinden. Nikola Tesla Sırplar için o kadar önemli ki başkentte bulunan havaalanına dahi Tesla’nın adı verilmiştir: Belgrad Nikola Tesla Havalimanı. Balkan bölgesinin en büyük Ortodoks kiliselerinden Aziz Sava Tapınağı, Sırp-Bizans mimarisiyle inşa edilmiş oldukça görkemli bir yapıdır. Parlamento Binası: Sırbistan Ulusal Meclisi Binası’da harika bir eser olarak ziyaretçilerini kendine hayran bırakan eserler arasındadır. Sonrasında, Sırbistan Prensi III. Mihailov’un adıyla anılan Knez Mihailova Caddesi’de şehrin en dinamik ve popüler noktalarından bir tanesi. İstiklal Caddesi izlenimi oluşturmuştu bende. Kentin ana arterlerinden biri olan Cumhuriyet Meydanı şehrin merkezlerinden sayılıyor… Tabii şunu da eklemeden geçemeyeceğim şehrin ara sokaklarında özellikle NATO karşıtı pek çok hakaret içeren yazılar mevcut. Bu durum Sırpların bölgeye karşı tutum ve motivasyonlarını da gözler önüne sermekte. Belgrad’da bulunduğum süre zarfında soğuk ve kasvetli pek çok Sırp’ın yanı sıra bir o kadar hatta daha fazla sıcak ve samimi Sırp ile de iletişim kurdum diyebilirim. Buradan şu sonuç çıkıyor ki; pek çok genelleme esasında yanılsamalardan ibarettir. Bu yazımda mini Balkan seyahatimde edindiğim izlenim ve tecrübelerimi ifade etmeye çalıştım. Eminim atladığım pek çok konu vardır.

Eğer varsa ramazanselcuk@yandex.com adresinden bana iletirseniz memnun olurum. Teşekkür ederim… Seyahatle kalın

Diğer Haberler

CEVAP VER

Yorum Yazabilirsiniz.
İsmini yazın

Sosyal Medya

0BeğenenlerBeğen
894TakipçiTakip
0AboneAbone
- Reklam -spot_img

Son Haberler