10.2 C
İstanbul
Pazartesi, Mart 9, 2026

HAKLININ TARAFINDA

Azizcan Erenkol yazdı: Bireysellikten kamusallığa milletvekili aday adaylığında Gelecek Partisi modeli

Gelecek Partisi Kültür Sanat Politikaları Başkan Yardımcısı Azizcan Erenkol, 14 Mayıs'ta gerçekleştirilecek milletvekili seçimlerine ilişkin kaleme aldığı yazısından Gelecek partisi üzerinden aday adaylık sürecini tarihse bir bakışla yorumladı

Belirli bir sınır içinde yaşayan halkın yönetilmesi ya da idare edilmesi, Devlet adı altında betimleyeceğimiz kurumun ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Tarihi kronolojik sıra ile izlediğimizde göçebe topluluklar üzerinde askeri bir güçle siyasi bir otorite sağlayarak kurulan Sümer Devletini bu yapının ilk örneği olarak gösterebiliriz.

Hepimizin hafızalarında yer bulan Yunan şehir devletleri ve sonrasında oluşan Roma imparatorluğu devletin yapısal olarak varlığını göstermek ile beraber sıradan insanın bilinenin aksine yönetimsel temsili ile ilgili hiçbir fikir vermez.

Bugün hepimizin adil bir yönetim anlayışının demokrasinin oluşturduğu olumlu şartlar sayesinde olduğunu bilmemize rağmen birçoğumuz halkın temsil edilme kabiliyetinin yukardaki satırlarda söz konusu edilen devletlerin yönetim erki tarafından yok hükmünde olduğunu, Gladyatör dövüşleri sırasında imparatorun parmağını yukarı ya da aşağı indirmesi sahnelerindeki tezatı düşünerek hatırlayacaklardır.

Halkın temsili olgusu 12.yüzyılın önemli düşünürlerinden Salisburyli John tarafından iktidarın keyfi hareket etmesi durumunda halkın direnme hakkı olduğunu savunarak siyasal iktidarın aslında “temsilci” olduğunu ileri sürmesi ile ilk nüvelerini göstermiştir.

Temsili rejimin başlaması konusunda ilk atılan adımlar İngiltere de Kral  III. Henry’nin (1207-1272) yeni vergi kaynakları arayışına girmesiyle birlikte  senyörler ve Kilise ileri gelenleriyle toplanan Magnum Concilium’a dönemin idarî birimleri olan imtiyazlı kent ve kasaba sakinlerinden  da ikişer vekil davet edilmesi hasebiyle “halkın temsilinin” de söz konusu olduğu süreç, Magnum Concilium’un 1254 yılından sonra  Model Parlamento” demektedirler. Nitekim bu mecliste, “bireysel olarak davet edilen piskoposlar ve başrahipler, kontlar ve baronlar; şerif vasıtasıyla davet edilen seçilmiş temsilciler, şövalyeler ve kasabalılar” hazır bulunmuşlardır.

Her ne kadar bu konuda bir adım atılmışsa da parlamentonun kurumsallaşma sürecine girmesi 1648 Devrimi ile birlikte kralın idamı ile sonuçlan İç Savaş’a dayanır. 1688 yılındaki “Şanlı Devrim” ile birlikte Stuart Hanedanlığının sona ermesini ve İngiltere’de “Parlamento Egemenliği”nin kurulmasını sağlamıştır. İngiltere’de temsilî rejimin tarihi bağlamında önemli bir kurucu belge olarak dikkat çeken 13 Şubat 1689 tarihli “Bill of Rights”ın ilan edilmesi ile birlikte Parlamento’nun onayı olmadan vergi toplayamayacak, kanunları askıya alamayacak ve barış dönemlerinde ordu toplayamayacaktı.

“Bill of Rights”ın ilan edilmesinden yüzyıl sonra 1789 yılında Monarşinin devrilmesi oluşan Fransız devrimi temsili demokrasiye geçişin en önemli aşamasıdır. Kralın yetkilerinin konsüllere devredilmesi ile halkın temsili yönetiminde etkin bir rolü ortaya çıkmaya başlamıştır.

Bilindiği üzere Fransız devrimi sonrası çıkan milliyetçilik akımları 1. Dünya savası sonrası imparatorlukların dağılmasına ve ulus devletlerin var olmalarına bunun sonucunda da temsili demokrasinin vazgeçilmez unsuru olan parlamentolarda görev alacak halkın temsilcilerinin belirlenmesi sürecinin oluşmasına sebep olmuştur.

Bu süreç bizim ülkemizde imparatorluğun dağılmasının ardından kurulan Cumhuriyet meclisinde zorunlu olarak kuruluşu destekleyenlerin temsili ile kendini göstermiş, Demokrat partinin siyaset sahnesine girmesi ile farklı kesimlerin temsili konusunda adımlar atılmasına fırsat tanımıştır.

Kronolojik sıra ile genel hatlarını vermeye çalıştığımız Halkın temsil edilerek demokrasiye katılmasında süreç görüleceği üzere bugün demokrasinin beşiği dediğimiz ülkelerde oldukça sancılı ve yavaş işlemiş ancak tüm kurumların içselleştirmesini sağlayarak köklü hale gelmesine neden olmuştur.

Yine bu sayede devleti oluşturan bireyler, temel hak ve özgürlüklerin devletin tüm kurumları tarafından özümsenmesini fırsat bilerek temsil etme hakkının kendilerinde hiç koşutsuz olarak bulunmalarının bilincinde olarak yönetim erki içinde olabilmeyi talep edebilmektedirler.  

Sahip olduğumuz kısa demokrasi tarihimizde bu aşamalardan geçemediğimiz ya da hızlandırılmış bir tuş vasıtası ile geçtiğimiz için bireylerimiz ‘Devlet ‘adını verdiği aslında basitçe yönetim bütünlüğünü ifade eden kavramdan korkmuş ve dâhil olmaktan çekinmiştir.

Kendini sıradan olarak nitelediği bireylerden farklı bir konuma koyan görece biraz zengin ancak devlet kaynaklarını kullanarak zenginleşeceğini fark eden bir kısım bireylerimiz bu yönetim bütünlüğünün aslında o kadar korkulacak bir yapı olmadığını fark ettiklerinde boşluk kaldırmaz bir şekilde üşüşmüş ve kısa demokrasi tarihimizde nerdeyse hep var olabilmişlerdir.

Günümüzün parti yapılarına baktığımızda hiç kuşku yok ki yeni kurulan partilerin bakış açılarının katılımcı temsil esası ile ilgili daha yumuşak bir görüşe sahip olduğunu hissedebilmekteyiz.

Bu partiler arasında yer alan Gelecek Partisi kurucusu olan Sn. Ahmet Davutoğlu’nun hem siyaset zemininde varoluş sürecinin farklılığı hem de çoğulcu akademik cevreden gelişinin etkisi nedeni ile temsil müessesinin ilk örneği olan milletvekilli aday adaylığı süreci ile ilgili oluşturduğu parti davranış biçimi 13 Şubat 1689 tarihli “Bill of Rights’’ belgesine referans verir niteliktedir.

Genel anlayışta gerek parti kurullarında görev almak gerekse katılım sağlamanın, halkın nezdinde korkulan devlete dokunmak noktasında bir araç olduğunun bilinmesinin getirdiği olumsuz bakış açısının önüne geçebilmek amacı ile, şimdiye kadar milletvekili aday adaylığı üstündeki korkutucu durumu kırarak halkın demokrasi temayülünü geliştirmeyi hedef edinen Sn. Ahmet Davutoğlu parti teşkilatlarındaki görev alan tüm bireyleri bu sürece dâhil olmaya davet ederek katılımcı demokrasi açısından oldukça önemli bir ders vermiştir.

Hiç kuşkusuz adil bir yönetimin oluşması parlamentolarda tüm fikirlerin birbirine baskı yapmadan temsil edilmesinin sonucunda oluşan bir uyumla mümkündür.

Bu uyuma giden en önemli husus bireylerin zihninde bu yolu açabilecek temel taşların varlığını anlatabilmek ve göstermekten geçer.

Diğer Haberler

CEVAP VER

Yorum Yazabilirsiniz.
İsmini yazın

Sosyal Medya

0BeğenenlerBeğen
894TakipçiTakip
0AboneAbone
- Reklam -spot_img

Son Haberler